Malezya’daki ithal fast food Zincirleri

Sunway’ den yazıyorum.

Her ne kadar Malezya kanunları ülkeye Yahudilerin girişlerine izin vermese de bazı büyük alışveriş merkezlerinde özellikle Sunway ‘de Amerikan fast food zincirleri yerini almış bile. İsim belirtmek istemiyorum ama bu alışveriş merkezinde tam 11 tane Amerikan ve Yahudi menşeli fast food zinciri saydım. Sunway’ da bir nevi kendimi Sunway de değil’ de Amerika hissettim. Bu Amerikalılar dünya ya marka satıyorlar ama en beceriksizleri’ de de kendi ülkelerindeki kendi işletmeleri bunu bilmiyorlar. Çünkü Amerika dışındaki mevcut markaların işyerleri piril piril tertemiz ama Amerika’dakilerin söz konusu zincir işyerlerinin önünde ve arka çıkışında fareler dolaşır, bone takmadıkları gibi, çalışan bayanlarının tırnakları 2cm den daha büyüktür, altlarından da bahsetmek istemiyorum.

Amerika’daki söz konusu fast food zincir işletmelerin birçoğunun içinde de alışveriş merkezlerinden çaldıkları sepetli ve tekerlekli arabaları ile gezen ve bu arabaların içinde de yıllardır yıkanmamış leş gibi kokan kirli elbiseleri ile yaşamaya alışmış evsizler sabahlar. Bir nevi bizdeki sabahçı kahvesi misali. müşterileri de fakir insanlardır 3 dolara burger ve patates cipsi yiyerek karınlarını doyurup, sabah olana kadarda sandalyede uyurlar. Hatta uyuşturucu satıcıları söz konusu mekânları adres verirler müşterilerine... Bir kız arkadaşınızı davet etseniz buralara bir şeyler yemek için hakaret olarak algılar ve sizi terk eder...

Amerika’da bu zincirler ciddi manada hijyenden yoksun ve problemli insanların uğrak yeri olmasına rağmen, yine ayni kendi ülkelerindeki büyük alışveriş merkezlerinde ve moll’ larda ki (küçük çarsılar)  kendi politikaları ise kalitemizi düşürür diye Amerikan zincir fast food markalarına dükkân verilmemesine rağmen  nasıl oluyor da diğer dünya ülkelerinde en kaliteli alışveriş merkezlerinde baş köşeye taç olarak konuluyor, izin veriliyor bu markalara anlamıyorum ? yine Amerika’da özellikle New York’ ta yada herhangi bir tren istasyonunda beklemeye başlayın eğer 10 dakika içinde 50 tane kedi büyüklüğünde ailece dolaşan fare saymazsanız dişimi kırarım. Buyurun gidin görün dünyanın hayran olduğu ülkeyi. Yada bir balon şişirip patlatın...

Malezya hükümetinin kendisine ait hiç mi  fast food markası yok buralara koyabileceği acaba? Demek ki buralarda ciddi bir farklılığa ihtiyaç duyuluyor. Önceki yazımda da belirtmiş olduğum gibi mevcut 4 adet mutfak var bu ülkede. Ama içerikleri %70 oranında ayni. Ülke insanına bakıyorum hepsi minyon tipli ve son derece sağlıklı insanlar. Amerika’daki gibi şişman obez insanları burada görmek imkânsız gibi bir şey. Ama demedi demeyin 10 yıla varmaz bu insanlarda bu şekilde giderse kalınlaşmaya baslar. Uzun lafın kısası her ne kadar Yahudilerin bu ülkeye girmesi yasak olsa da onlar her zaman olduğu gibi bir yolunu bulup markalarını burada hayata geçirmeyi ve belirli bir müşteri portföyünü yakalamayı başarmışlar arkadaş...

Hatta yerli bir marka piliç kızartmaya başlamış Kuala Lumpur merkezde. Rakibi Amerikan menşeli tavuk satan bir firmanın cirosu %20 lere kadar düşmüş. Söz konusu firma 3 milyon dolara bu piliç kızartıp satan Malezya firmasını satın almış. 3 ay içinde de satın aldıkları tavuk kızartıp satan firmada şikâyet eden müşterilere teşekkür ederek gelmeyin bir daha o zaman demişler. Bunu da diyen Malezyalı hiç bir şeyden haberi olmayan garibim isçiler. 3 ay sonrada özellikle hedefledikleri gibi kapıya kilidi vurmuşlar. İnsanların gözünde Amerikan fast food zinciri satın alarak kapattı değil de, Malezyalı firma işletemedi ve kapattı gözükmüş. Mantığa Bakar mısınız efendim! Aldığı gün kilidi vurmuyor kapısına da, ilgili firma kendi kendine kapattı görüntüsünü verdiriyorlar. İşte size örnek bir Yahudi mantığı daha...

Ben isterdim ki bir Türk vatandaşı olarak Malezya’daki alışveriş merkezine girdiğim zaman fast food katında; sağımda dönerci, solumda Antep baklavaları, önümde Maraş dondurma markaları, arkamda çiğköfteci, köşe başında dürümcümüz, lahmacuncumuz, Konya’nın etli ekmeğini görmek isterdim... Ama nerde ne gezer efendim biz ancak Türkiye’de birbirimizle savaşmayı, birbirimizin işine rekabet yaparak takoz koymayı biliriz. Su akaarrr Türk bakar... Tamam biz mutfak olarak zengin bir ülkeyiz ama bunu bizden başka kimler biliyor?

Her zaman demiyor muyum ben önünüze değil karşınıza bakin, geçmişe değil geleceğe bakin, hayat sadece doyduğumuz, doğduğumuz ve yasadığımız şehirden, şehirlerimizden, ülkemizden ibaret değildir. Kaldırın başınızı Dünyaya bakin! Üretmek ve ürettiklerimizi dünyaya tanıtmak mecburiyetindeyiz.  Biz bize ait olanları zaten biz biliyoruz, önemli olan bilmeyenlere tanıtmak. Uyuyoruzzz efendim ayakta uyuyoruz. Kendi kültürümüzle, sanatımızla, mutfağımızla kısacası bize ait olanları dünyaya tanıtmaya başlamakta geç kaldık diyorum...

Samimi soyluyorum, memleketimin fast food, yiyecek ve içecek markalarından istirham ediyorum. Gelin Malezya’da Kuala Lumpur’a, bir el atin, özellikle yiyecek ve içecek sektöründe ciddi eksik ve açık var. İnsanlar sektörde hep bir farklılık arayışı içerisinde. Köşe başında taşınabilir arabasıyla burger satan  seyyar 6000 ringit ciro yapıyor 2000$’a tekâmül eder, kötü paramı? Zincir bir fast food işletmesini yada restoranının cirosunu  hesaplamıyorum bile.  Kültürümüzü taşıyalım buralara yoksa bizden önce başkaları kendi kültürlerini taşıyacak ve parasını da kazanacak. Daha vakit geçmiş değil bilginiz olsun. Bir tane yapılsa belki 10 farklı şehirden talep gelecek bize ‘de şube verin diye... Burada Akdeniz mutfağı, İtalyan mutfağı tabelası ile iş yapan  restoranların bile menüleri bölge mutfağına ait bir kaç makarna dışında haberiniz olsun. Şeften hatırlatması...

Has Aşçıbaşı | Ahmet ÖZDEMİR | Osmanlı Mutfağı ve Türk mutfağı

Haberler